Manevi değerlerimizi, örf ve âdetlerimizi bir bir yitirmeye başladığımız günümüz sosyal hayatında; gelenek ve göreneklerimizi en iyi gösterebileceğimiz alanlardan biri düğünlerimizdir.

Düğünler birlik ve beraberliğimizin en keyifli, en neşeli, en mutluluk verici sosyal etkinliklerimizdendir. Büyüğünden küçüğüne kadar herkesin katıldığı en özel anlardır. Dünyadaki bütün milletler gibi Türk gelenek göreneklerinde de en kutsal adetlerdendir.

Yeni kurulacak yuva için hazırlıklar çok önceden başlar, tatlı bir telaşla her şeyin en güzeli, en özeli için büyük emekler harcanır. Evin en yaşlı ninesi düğüne katılmak, o anı görmek için günleri sayar; fırsatını bulunca belki de gelin kızıyla oynamayı hayal eder…

Ya evin büyük babası; ağzı hep kulaklarında, gittiği camide, kahvehanede eşe dosta haber uçurur ve tabii ocağını tüttürecek gençler için, yıllarca biriktirdiği kesenin ağzını açar.

Evin küçük cimcimesi, bütün yaramazlıkları bir kenara bırakarak, düğünde giyeceği minik gelinlik hayaliyle, uslu uslu annesinin her sözünü dinler. Kısaca, bütün aile o özel ve güzel güne hazırlanır.

AİLE KURUMUNA İLK ADIM

Düğünleri kutsal kılan nedir? Öncelikle, aile kurumuna verilen olağanüstü önemdir. Kız istemede söze ilk olarak, “Allah’ın emri, peygamber efendimizin kavli” ile başlanması, ne dediğimizi ifade eden en güzel örneklerden biridir.

Gençler ya görücü usulü ya da son zamanlarda olduğu gibi tanışarak evlilik hazırlığına başlar. Şehirler, ekonomi ve şartlar gereği adetler fazla yerine getirilmemiş olsa da ilçelerde ve köylerde bu geleneklerin çoğu yine de yaşatılmaya çalışılır.

Ailelerin tanışması, söz ve nişan atılan ilk adımlar arasındadır. Mutlaka kahveler içilir ki; kimi tuzlu, kimi ballıdır… Düğün tarihi, gençlerin oturacağı ev, alınacak eşyalar, ufak tefek nazlanmalar ve itirazlar ile tatlıya bağlanılır.

“Yas tutmasın gönüller

Ağlamasın bülbüller

Açsın rengârenk güller

Düğünümüz var dostlar

Bakın güzel geline

Kına yakmış eline

Duvağına teline

Altın saçın a dostlar

Kız anası ağlama

Yürekleri dağlama

Davul, zurna, bağlama

Çalın oynasın dostlar

Gelsin düğün alayı

Çekin çekin halayı

Düğün dernek balayı

Muradımız var dostlar”

Kına gecelerinde gelin mutlaka ağlatılır ve artık o anne babasının gözbebeği iken; eşinin nazlı gülü, yeni ailesinin tatlı dilli güler yüzlüsü ve çocuklarının ise bilge annesi olacaktır. Hem ağlatılır hem oynatılır.

Damat adayından gül alır, yüzünde gül açar, gülücükler dağıtır; evi güldür güldür… Erkek tarafı mutlaka gücünün yettiğince düğün yemeği verir. Uzak yakın herkes bu mutlu güne gelmek için hazırlanır, hatta bunu bir vazife, bir borç bilir.

Mustafakemalpaşa’da aynı güne denk gelen düğünler olsa bile birinden ötekine koşturulur; yoğun bir koşuşturma yaşanır ama herkesin gönlü yapılır ve bu durum yorgunluk olarak görülmez. “Çok şükür düğünlerin hepsinde bulunduk” diye övgüyle bahsedilir.

DEDE KORKUT’TAN OSMANLI SARAYLARINA

Türk gelenek göreneklerinde düğünlere Dede Korkut hikâyelerinde çokça rastlanır; hatta günümüzde filmleri dahi yapılır. Bamsı Beyrek ve Banu Çiçek en bilinen hikâyelerdendir.

Osmanlı’da ise şehzadelikleri sırasında Orhan Gazi’nin Bizans Prensesi Theodora, Yıldırım Bayezid’in Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı Sultan Hatun, II. Murad’ın İsfendiyaroğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Hatun ve II. Mehmed’in Dulkadıroğlu Süleyman Bey’in kızı Sitti Hatun’la evlenmeleri münasebetiyle düzenlenen törenler, başlangıç döneminin başlıca düğünleri olup; bunların en ihtişamlısı Edirne’de yapılan Fatih Sultan Mehmet’in düğünüdür.

Padişah kızlarının veya kız kardeşlerinin düğünlerine sûrnâmelerde genişçe yer verilir. Günümüzde de bazı genç kızlarımız özellikle kına gecelerinde saray kaftanlarını ve gelin başlıklarını kullanmaktalar. Bu başlıklar öylesine güzel ve ihtişamlıdır ki saray sultanlarıyla yarışacak cinstendir.

Bu da bize, gelin olacak kızın ister sarayda sultan olsun ister Anadolu’nun en ücra köşesinde olsun, gelin başlığının önemini gösterir. “Başı göğe ermek” deyimi ile anlatılmak istenen de budur.

Artık yavaş yavaş düğün için neşeli türküler, maniler çalınıp söylenmeye başlar. Hatta ev içinde oyunlar başlamıştır bile. Bir Erzurum atasözü der ki:

“Ne düğün görüp oynamış, ne ölü görüp ağlamış…”

Oynamayan da ayıplanmıştır. Bilinen türkülerimizden bazıları; Sarı Gelin, Geline Bak Geline Kına Yakmış Eline, Telli Gelin Al Gelin, Menekşeli Gelin, Oy Gelin Gelin Sevdalı Gelin…

SÖZLERİN YARIŞI…

Kültürümüzün zenginliği, düğün geleneğini anlatan manilerimize de yansımıştır:

(Maniler aynen korunmuştur.)

VUR DAVULCU

Türk geleneklerinde davul zurna yüzyıllardır mutluluğun simgesi olmuş ve insanların coşkusunu yüreklendirmiştir. Şehirde de köyde de çalınır; insanları etrafında toplar, mendili kapan başlar oynamaya.

Artık mahalle aralarında, evlerin bahçelerinde düğünler yapılamaz olmuş; onun yerini büyük mekânlar, düğün salonları almıştır. Kocaman avizeler, yuvarlak masalar, aynalı duvarlar, devasa yapay çiçekler, şamdanlar… Gelin ve damat için özel taçlı, kaideli masa sandalyeler…

Havai fişek gösterileri, yüksek volümlü müzikler… Yanınızdakinin ne söylediğini duyamazsınız. Oysa uzun zamandır birbirini göremeyenler hasret giderecek, sohbet edecek, iki lafın belini kıracaktır ama mümkün mü?

Sonuç olarak; düğünlerde müzik elbette eğlencenin olmazsa olmazıdır fakat ses limitine hem davetlilerin sağlığı hem de çevre huzuru açısından dikkat edilmelidir.

Bazen üç gün üç gece sürecek olan bu mutlu günler; toplumsal dayanışmanın, aidiyet duygusunun ve kültürel derinliğin en canlı göstergesidir.

Düğünlerimiz sadece iki insanın ve ailenin birleşmesi değil; kültürel mirasımızın korunması ve kadim geleneklerimizin yaşatılması açısından da büyük önem taşımaktadır.

Son yıllarda hoşgörü, kanaat, fedakârlık gibi kıymetlerimizi görmezden geliyoruz. Onları yeniden hatırlayalım. Bizi biz yapan manevi değerlerimize sımsıkı sarılalım, düğünlerimizde yaşatalım.

Yeni yuva kuranlara son sözümüz de şu olsun:

“Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.”

Her şey gönlünüzce, her gününüz düğün bereketince olsun…

“Düğün olup al bayrağın açınca

Usul boya yeşil kemha biçince

Yar salınıp kız karşına geçince

O zaman bildim ki söz uğrun uğrun…”

Saygılarımla

Kıymet Tüzün

  • Haber Merkezi

    Mustafakemalpaşa ve Karacabey’in kalbine bir köprü kuruyoruz!

    İlgili Gönderiler

    BATU VE YOL ARKADAŞLARI İFTARDA BULUŞTU

    Mustafakemalpaşa Sebzeciler Meyveciler ve Benzerleri Esnaf Odası başkan adayı İsmail Batu, yönetim ve denetim kurulu listesinde yer alan yol arkadaşlarıyla iftar programında bir araya geldi.…

    MUGEP’TEN RAMAZAN SOFRASINDA GÜÇ BİRLİĞİ

    Mustafakemalpaşa’nın ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sunmak amacıyla Eylül 2024’te kurulan Mustafakemalpaşa Gelişim Projesi İş İnsanları Derneği (MUGEP), Ramazan ayı dolayısıyla düzenlediği iftar programında iş…

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir