
Gardırobumuzun Ana Parçaları ve Maskülen Tarzın Gücü
Mağazadan içeri giren, orta yaşlarında hoş bir hanımefendi bende bir “açılım” yarattı. Girdiğinde söylediği ilk cümle dikkatimi çekti: Ürünlere bayıldığını ama “nereye giyeceğini bilemediğini” söyledi. Sosyal bir grubunun olmadığını, sadece çalıştığını, onun dışında zamanının olmadığını ekledi. Kamu personeli olduğunu da belirtince, seçtiği ürünün kendi statüsüne uygun olmadığını düşündüm.
Ardından söylediği söz ise adeta zihnimde bir flaş çaktırdı:
“İki adet giyinme odam var, ağzına kadar dolu… Ama ben her gün ‘giyecek kıyafetim yok’ diye geziyorum. Çok zorlanıyorum kıyafet bulmakta.”
Bu sözler beni çocukluğuma, annelerimizin gençlik dönemine götürdü. O eski fotoğraflarda gördüğümüz şık kadınlar, onları özenle giydiren annelerimiz… O zamanlar hemen her kadın dikiş dikmeyi bilirdi. Ellerindeki bir parça kumaşla harikalar yaratır, çocuklarını toplum karşısına şık bir şekilde çıkarırlardı.
Bizim gençliğimizde ise az ama özenle seçilmiş parçalarla zarif görünmek mümkündü. Şimdi ise binlerce ürün kategorisi, her bütçeye uygun seçenekler ve yine de “giyecek hiçbir şeyim yok” diyen yüzlerce insan var. Demek ki bir yerde sistemli bir hata var: aşırı bolluk, kalitesiz üretim, hızlı tüketim… Kısa vadede özgürlük gibi görünen bu durum, uzun vadede israf ve tüketim çılgınlığına dönüşüyor.
Peki, bugün sil baştan bir gardırop kursaydık neler eklerdik?
Benim listemin ilk sırasında basic siyah pantolon var. Son yıllarda yüksek bel modası hâkim; fazlalıkları toparladığı ve kusurları kapattığı için yüksek bel tercihim olurdu. Bir slim fit, bir de klasik paça siyah pantolon dolabımda mutlaka yer alırdı.
Üst giyimde ise zamansız parçalardan: vücuda oturan bir basic tişört ve bir oversize tişört (siyah ve beyaz renklerde). Klasik kesim bir beyaz gömlek, camel renk bir kemer ve yine camel tonlarında bir stiletto olmazsa olmaz.
Bunlara ek olarak diz altı kalem etekler, blazer ceketler, belden oturtmalı diz boyu trençkotlar, logosu bağırmayan sade modeller… Orta ya da yüksek bel klasik kot pantolon da gömlek ve tişörtlerle iyi bir tamamlayıcıdır. Zarif aksesuarlar ve minimal çantalarla bu kombinler tamamlanabilir.
Elbiselerde ise vücut tipine göre iki seçenek: hafif açılımlı diz altı elbiseler veya vücuda tam oturan basic elbiseler. Kumaş seçiminde, dokunduğumuz anda pamuk hissini veren kaliteli dokulara yönelmek, alışverişin “kıvamında” olmasını sağlar.
Bu ana parçaları tamamladıktan sonrası keyif kısmı: tarzımıza, fiziğimize ve sosyal hayatımıza uygun “yan parçalar” ile gardırobumuzu zenginleştirmek. Böylece “ne giyeceğim” sorusu tarihe karışır.
Gelelim haftanın stil başlığına: Maskülen Tarz.
Maskülen giyim, erkek giyim stilinin kadın modasına uyarlanmasıdır. Güçlü ve sofistike bir duruşun yansımasıdır. Keskin çizgiler, geniş omuzlu ceketler, düz kesim pantolonlar, deri ceketler, loafer ve Oxford gibi klasik erkek ayakkabıları bu tarzın temel unsurlarıdır.
Maskülenin bir rengi olsa, bu kesinlikle siyah olurdu. Üstelik bu tarz sadece kıyafette değil, saç stilinde ve tavırda da kendini gösterir. Toplumda “maskülen kadın” tanımı boşuna oluşmamıştır. Demek ki stil, bizi anlatan çok güçlü bir enstrümandır.
Okuduğunuz ve vakit ayırdığınız için teşekkürler. Bir sonraki yazıda yeniden buluşmak üzere…
Saygılarımla.
Bihter Alkan














